Zalimin zulmü varsa mazlumun Allah’ı var

 

Zulüm sözlükte; haksızlık, eziyet, işkence, bir hakkı kendi yerinden başka bir yere koymak, bir kişiye ısrarlı olarak kötü davranmak, baskı kullanmak, adaletsizlik yapmak, haddi aşmak, söz ve fiilde aşırı gitmek olarak tanımlanmıştır. Zulmeden, haksızlık ve adaletsizlik eden kişi de zalim vasfını kazanmıştır.

Kur’an’da zulüm kavramı 58 sûrede 266 ayet-i kerimede 289 defa geçmiştir. En büyüğünden en küçüğüne kadar her türlü günah, isyan ve itaatsizlik zulümdür. İbadetleri terk etmek, hatta işlenen günahlara tevbe etmemek dahi zulümdür. Zulüm geniş kapsamlı bir kelime olmasına rağmen toplumumuzda haksız uygulamalar ve işkence yapanlar için kullanılmaktadır.

Rabbimize karşı olan zulüm, O’na şirk koşmaktır. Nefsimize karşı zulüm, nefsimizin meşru isteklerini görmezden gelerek gayri meşru yollarla nefsi tatmin etmektir. Çevremize ve insanlara karşı zulüm ise kişinin her şeyi meşru görerek insanlar üzerinde kurduğu baskı ve işkencelerle menfaat temin etmesidir.

Zulmün her çeşidi dinimiz tarafından yasaklanmıştır. Zulmedenler hesap gününde en şiddetli cezaya çarptırılacaktır. Bundan dolayı, ‘zalimin zulmü varsa mazlumun da Allah’ı vardır’ düşüncesi mazlumların teselli kaynağı olmuştur. Okumaya devam…

İslam’ın adaleti tarihsel midir?

 

Güçlünün zayıfı ezdiği, zenginin fakiri köleleştirdiği, cehaletin tüm çirkinliklerinin diz boyu yaşandığı bir dönemde İslam’ın gelmesi ile insanlar vahiy ve sünnet ile yeniden inşa edildiler. İslam insanlara yeni bir kimlik, yeni bir şahsiyet kazandırdı. Beşeri, ticari, siyasi ilişkilerde herkes zayıf da olsa, fakir de olsa hakkını almıştır. Adalet İslam’ın yaşandığı her yerde kendini hissettirmiştir.

Rabbimiz bize gönderdiği yüce kitabımız Kur’an’da adalet üzerinde önemle durmuş, Peygamber Efendimiz uygulamaları ile adaletin her ne olursa olsun vazgeçilmez bir olgu olduğunu uygulamaları ile göstermiştir. İslam tarihi sayısız adalet uygulamaları ile doludur.

Dünyanın en çok okunan kitabı Kur’an-ı Kerim’i Müslümanlar yüzlerce hatimler inerek devamlı okudukları halde, nedense kendilerine emredilen adaleti hayatlarında görmezden geliyorlar. Gözyaşları içinde anlatılan İslam’ın getirdiği adalet ve asrı saadetteki uygulamaları tarihi bir vakıa ve hatıra olmanın ötesine geçemiyor. İslam’ın yaşandığı dönemlerde gayri müslimin dahi hakkını koruyanlar bugün Müslümanların hakkını korumaktan acizdirler. Günümüzde Müslüman Müslümanın hakkını bilerek açık ve aleni olarak gasp edebiliyor. Bunun için misal aramaya gerek yok. İslam coğrafyasında yaşanan olaylar ile ilgili haberlere baktığımız zaman görebiliriz. Okumaya devam…

Körler ülkesinde kral olmak

İnsanın gözünü kör eden sevgi maalesef gerçeklerin görülmesini engelliyor. Ekonomide, dış politikada, terör eylemleri ve iç politikada, eğitimde kısaca hayatımızı etkileyen her alanda gerçekleri göremiyoruz. İktidara göre muhalefet ne söylerse yanlış, muhalefet için de iktidar ne yaparsa yanlış. En hayati konularda dahi ortak bir noktada buluşamıyoruz.

Gerçeklerin önündeki en büyük engel grup ve parti taassubudur. Gerçeklere gözünü kapatanlar için belgenin ve bilginin hiç önemi yoktur. Tek doğru vardır, o da liderin veya şeyhin konu hakkındaki değerlendirmesidir. Hal böyle olunca körler ülkesinde kral olmak isteyen şaşı insan gibi gözlerini gerçeklere kapatanlara gördüklerinizi, bildiklerinizi anlatamıyorsunuz. Anlatsanız da inandıramıyorsunuz. Okumaya devam…

Şafiî’nin Sünneti müdâfaası

“Şafii’nin çağında Sünnete hücum etmeye çalışanları Şafii “Cimau’l-İlm” adlı kitabında bunları üç sınıfa ayırır:

1- Sünneti toptan inkar eden ve yalnız Kur’an’ın hüccet olduğunu ileri sürenler,

2 – Ancak, aynı mânâda Kur’an âyeti bulunan Sünneti kabul edenler,

3 – Mütevâtir olan Sünneti kabul eden ve mütevâtir olmayan Sünneti tanımayan kimseler. Mütevâtir diye, umûmun rivayet etti­ği hadîs veya habere denir. Mütevâtir olmayan diye de, özel şahıs­ların rivayet ettiği hadîs veya habere denir. Okumaya devam…

Sünneti inkar eden ehli Kur’an olur mu?

“Sünnet’i terk edip sadece Kur’an’la amel fikrinde olanların öncelikle kendi anlayışlarına göre kolay bir din yaşamak istemekte olduklarında şüphe yoktur.

Kur’an-ı Kerim’i bizlere tebliğ eden İslam Peygamberi’nin sünnetlerini reddeden bir kimsenin kendisini Ehl-i Kur’an diye isimlendirmeye hiçbir hakkı olamaz. Hem En’am hem de Rum surelerinde şöyle buyrulmuştur: “Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur…” (En’am 159, Rum 32)

Dinin bir kısmına inanıp bir kısmını inkar ederek bölüp parçalayan kimse, aynı zamanda, Allah’ın insanlara emrettiği, Hz. Muhammed’in hem ümmetine, hem de bütün insanlığa miras bıraktığı dinden ayrılmış olur. Binaenaleyh, Hz. Peygamber’in sünnetlerini inkar eden kimse asla Ehl-i Kur’an adını alamaz.

Yrd. Doç.Dr. Saffet Sancaklı,Sünneti doğru anlamak s.120