Şafiî’nin Sünneti müdâfaası

“Şafii’nin çağında Sünnete hücum etmeye çalışanları Şafii “Cimau’l-İlm” adlı kitabında bunları üç sınıfa ayırır:

1- Sünneti toptan inkar eden ve yalnız Kur’an’ın hüccet olduğunu ileri sürenler,

2 – Ancak, aynı mânâda Kur’an âyeti bulunan Sünneti kabul edenler,

3 – Mütevâtir olan Sünneti kabul eden ve mütevâtir olmayan Sünneti tanımayan kimseler. Mütevâtir diye, umûmun rivayet etti­ği hadîs veya habere denir. Mütevâtir olmayan diye de, özel şahıs­ların rivayet ettiği hadîs veya habere denir. Okumaya devam…

Sünneti inkar eden ehli Kur’an olur mu?

“Sünnet’i terk edip sadece Kur’an’la amel fikrinde olanların öncelikle kendi anlayışlarına göre kolay bir din yaşamak istemekte olduklarında şüphe yoktur.

Kur’an-ı Kerim’i bizlere tebliğ eden İslam Peygamberi’nin sünnetlerini reddeden bir kimsenin kendisini Ehl-i Kur’an diye isimlendirmeye hiçbir hakkı olamaz. Hem En’am hem de Rum surelerinde şöyle buyrulmuştur: “Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur…” (En’am 159, Rum 32)

Dinin bir kısmına inanıp bir kısmını inkar ederek bölüp parçalayan kimse, aynı zamanda, Allah’ın insanlara emrettiği, Hz. Muhammed’in hem ümmetine, hem de bütün insanlığa miras bıraktığı dinden ayrılmış olur. Binaenaleyh, Hz. Peygamber’in sünnetlerini inkar eden kimse asla Ehl-i Kur’an adını alamaz.

Yrd. Doç.Dr. Saffet Sancaklı,Sünneti doğru anlamak s.120

İbn hazm hadis inkarcılarına karşı şöyle der:

“Kur’an’da öğle namazının dört rekatten, akam namazının üç rekatten ibaret oluşu, oruçta kaçınılması gereken şeylerin açıklanması, gümüş ve altından alınacak zekatın miktarı ve diğer konular bulunmamaktadır. Eğer Kur’an’da icmalen belirtilen bu konularda onunla yetinirsek nasıl davranacağımızı bilemeyiz. Kuşkusuz bu durumlarda kendisine başvurulacak tek kaynak Sünnet’tir. Dolayısıyla İbn Hazm, sadece Kur’an ile amel edip, Sünnet’i dışlayan kimsenin kafir olacağı hakkında ümmetin icmaı olduğunu söyler. Çünkü ona göre böyle düşünen bir kişinin, ibadetlerini doğru bir şekilde yapması mümkün değildir.”

Yrd. Doç.Dr. Saffet Sancaklı,Sünneti doğru anlamak s.117

Anadolu toprakları milletimize çok görülüyor

 

Ülkemiz bulunduğu coğrafyanın jeopolitik ve jeostratesjik konumundan dolayı tarih boyunca emperyalist güçlerin devamlı hedefi olmuştur. İktisadi, siyasi, kültürel alanda kuvvetli, yönetim ve dış politikada güçlü, millet olarak bir ve beraber olduğumuz dönemlerde emperyalistler açıktan saldırı yapamadılar. İçerden kiraladıkları ajanlar vasıtası ile çıkardıkları iç kargaşalar ve isyan hareketleri ile bizim bugünkü Anadolu topraklarına kadar sıkışmamızı sağlamışlardır. Türk milletine Anadolu topraklarını da çok görenler, şimdi yeni hesaplarla bizi parçalamak daha sonra da tarihin milletler mezarlığına gömmek istemektedirler.

Suriye’de yaşananlar, bölücü terör örgütü ile yapılan mücadeleler göstermiştir ki dost ve müttefik olarak bildiklerimiz bizleri hançerlemektedir. Bir taraftan terör örgütüne karşı yapılan mücadelede yanımızda olduklarını beyan ediyorlar. Diğer taraftan teröristlere kullanmaları için silah ve mühimmat desteği veriyorlar. Okumaya devam…

Rabbimizin emri bir kulağımızdan girip öbüründen çıkıyor mu?

Bir öğretmen dostum anlatmıştı. İnanç ve dini yaşantı konusunda farklı düşüncede olan öğretmen arkadaşı sizlere hayret ediyorum, demiş. Binlerce inanan insan en azından Cuma günü camiye gidiyor. İstese de istemese de hocanın orada anlattıklarını dinliyor. Yılda aşağı yukarı her Müslüman 50 saatlik bir eğitme tabi tutuluyor. Bu kadar eğitimin arkasından Müslümanların yaşantısında gözle görülür bir değişiklik göremiyorum. Sizlerdeki bu imkan başka birilerinde olsa inanın bu kadar eğitimin arkasından yapamayacağı şey yoktur, diyor.

Arkadaşım bu hatırasını anlatınca ister istemez her Cuma hutbesi sonrası tekrarlanan ve Türkçe meali de verilen;

“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90) ayetini düşündüm.

Çocuğundan aile reisine, işçisinden patronuna, memurundan amirine kadar camileri dolduran yüz binler Rabbimizin adalet emrini minberden bir kez daha dinliyor. Elbette, Rabbimizin emrini işitiyor, inanıyor ve itikad ediyoruz. Rabbimizin bu emri uygulamada hayatımızda yer buluyor mu yoksa işittiğimiz şekilde bir kulağımızdan girip öbür kulağımızdan çıkıyor mu? Soruya verebileceğiniz cevap Müslümanların günümüzdeki halidir.