para

Haramı bildiği halde işleyenden ahlaki sınırlara uyması beklenmez

“Müslüman namazını terk ettiği zaman, dinin gerektirdiği görevler, Allah’a ve kullara karşı haklardan yavaş yavaş yüz çevirmeye başlarlar.Çünkü namaz, bir müslüman olarak kişinin üzerine farz olan bir vazifedir. Onun farziyetini bilip ikrar ettiği halde onu terk eder ise, artık ondan hiçbir zaman diğer bir hakka veya göreve uyması beklenemez. Aynı şekilde Allah’ın  haram kıldığı bir işi, onu haram ve günahardan bilip, büyük günahlardan olduğunu kabul ettiği halde işler ise, o kişiden hiçbir zaman, ahlaki sınırlara uymasını veya çirkin bir kötülüğü işlemekten çekinmesini beklemek mümkün olmaz.” (Mevdudi)

 

hac

İnanç konusunda hangi gruptayız?

“Din söz konusu olduğunda insanları genel olarak, inanan ve inanmayanlar olarak ayırırız. Dikkat edelim ki bu ayırım çok sathi ve epey basitcedir. Bunun içinde en kalabalık olan, üçüncü topluluk eksiktir. O topluluk kendini inanan sayan ve öyle ifade eden fakat hakikatte öyle olmayan kimseler topluluğudur. Onlar az ya da çok Allah’ a ibadet eden, bayramları kutlayan, dinin belli bazı “adet” ve sembolleri yerine getiren, fakat onlar korkudan savaş alanından hemen kaçan, ticarette son derece soğukkanlı olarak aldatan, vicdan azabı duymadan başkasının sırtından geçinen, içki içen ve eğlenen, bin sene yaşayacakmış gibi hayatlarını, mallarını ve makamlarını korkuyla koruyan veya kendilerinden güçlü olanlara esirmişçesine yalakalık yapan kimselerdir v.s. Bu tip insanların belirgin özellikleri korkudur. Hayat için korku, mal için korku, makam ve mevki için korku. Bir güç sahibi veya hükümetin desteğini kazanmak için çabadır onların yaptıkları. Bütün bu korkular arasında bir tek korku eksiktir: Allah korkusu” (1)

İnancımızı ve yaşantımızı bir kez daha gözden geçirerek hangi grubun içinde yer aldığımızın bir değerlendirmesini yapmamız gerekiyor.

  • Aliye İzzetbegovic, İslami Yeniden Doğuşun Sorunları, s. 83, Fide yayınları

 

Cemil Meriç: Dinsizlik…

Avrupa, Osmanlı ülkesine papaz ihraç eder. Hıristiyanlığa davet için mi? Ne münasebet. Tek emeli, Osmanlı’yı dinsizleştirmektir. Dinsizleştirmek,  yani “etnik bir toz” hâline getirmek.

Bir kelimeyle: dinsizlik, Batının yükselen sınıfları için ne kadar hayırlıysa, bizim için o kadar meşumdur; onlar için ilerleyiş; bizim için çözülüş ifade  eder.”

Cemil Meriç, Bu Ülke S. 98

biz insanlar

Kitap: Peyami Safa, “Biz İnsanlar”

Peyami Safa “Biz İnsanlar” romanında Mütareke döneminde İstanbul’da geçen bir olayı anlatmış,  bu romanında da tıpkı diğer romanlarında olduğu gibi doğu-batı çatışmalarını, yanlış batılılaşmayı ve yanlış Batılılaşmaktan kaynaklanan ferdi ve kişisel buhranları işlemiştir.

Roman mütareke  yıllarında yaşanan ahlâki ve sosyal çöküntüyü  dile getirirken dürüstlüğü ve idealizmi savunmuş; kozmopolitliğe karşı milliyetçiliği, materyalizme karşı maneviyatçılığa tavsiye etmiştir.   Okumaya devam…

para

Ekonomi masasının ayakları ülkemizde dengeli mi?

“Ekonomi dört ayaklı bir masadır. Ekonomiyi yönetenler de sandalyede otururlar. Bu masanın üzerinde kristal bir top vardır ve ekonomi oyununun ilk kuralı, topu yere düşürmeden masanın üzerinde tutabilmektir.”

“Top yere düşerse ne oluyor hocam?” “Top yere düşerse paramparça oluyor ve biz buna kriz diyoruz. Topu yere düşüren bu işi bırakıyor ve başka birileri masanın başına geçip aynı oyunu oynuyor. 2002 seçimleri öncesindeki ANAP-DSP-MHP koalisyonunun topu yere düşürüp seçim kaybetmeleri ve barajın altına düşmeleri buna güzel bir örnektir. ” Okumaya devam…