Rabbimiz, Yalanı kendine rehber edinenleri uyarıyor

İslam ile şereflenen Müslümanlar Rabbimizin yalan konusundaki uyarılarını dikkate alarak hayatlarının her alanında dürüstlükten ayrılmamalıdır. Dünyanın geçici menfaatlerini elde etmek için yalanı kendine rehber edinmemelidir. Peygamber Efendimiz ebedi saadeti elde etmenin yolunun doğruluktan geçtiğini belirterek şöyle buyurmuştur:

“Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk (insanı) iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Kişi devamlı doğru söyler ve doğruluktan ayrılmazsa Allah katında ‘doğru/sıddîk’ olarak tescillenir. Yalandan sakının. Çünkü yalan (insanı) kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Kişi devamlı yalan söyler, yalan peşinde koşarsa Allah katında  ‘yalancı / kezzab’ olarak tescillenir.” (Müslim)

Hz. Peygamber, “Bir kişinin kalbine aynı anda iman ile küfür, doğruluk ile yalancılık, hıyanet ile emanet bir arada bulunmaz” buyurmuş “Mü’min yalan söyler mi?” sorusuna ise şu cevabı vermiştir:” Konuştuğu zaman yalan söyleyen kimse, Allah’a ve ahiret gününe (tam manasıyla) inanmamıştır.” (Hadislerle İslam C.3)     Okumaya devam…

Rabbimiz Mü’minleri, istikametlerini bozmamaları için uyarıyor

“İman edenlerin, Allah’ı anmak ve vahyedilen gerçeği düşünmekten dolayı kalplerinin heyecanla ürperme zamanı gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilmiş ve üzerlerinden uzun zaman geçip kalpleri katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu yoldan çıkmışlardır.” (Hadid Suresi 16)

Abdullah b. Mesud (RA) der ki: Müslüman oluşumuz ile Yüce Allah’ın huşûsuzluğumuz yüzünden bizi Hadid 16 ayetiyle kınamaya başladığı zaman arasında sadece dört yıl geçmiştir.     Okumaya devam…

Hz. Ömer’i ağlatan ayet

Hz. Yakup oğlu Yusuf’a olan hasreti ve üzüntüsünden dolayı diğer oğullarına kırgınlığından dolayı onlardan yüz çevirmişti. Yakup(A.S.)’ın üzüntüsünü ve Rabbine yönelişini Kur’an bize şöyle haber vermektedir:

“Onlardan yüz çevirdi, “Âh Yûsufum âh! İçim yanıyor!” diyordu. Sonunda üzüntüden gözlerine boz geldi. Artık kederini içine gömüyordu.

Oğulları, “Allah’a yemin ederiz ki, sen hâlâ Yusuf’u anıp duruyorsun. Sonunda üzüntüden eriyip gideceksin veya helâk olacaksın” dediler.

Yakub, “Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah’a arz ederim. Ben Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim” dedi.” (Yusuf Suresi 84- 86)

Hz. Ömer bu ayete geldiğinde onu tekrar ederdi. Kendisi ağlar, cemaati de ağlatırdı.

 

Kur’anda takva sahiplerinin tarifi

Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde takva sahiplerini şöyle tarif ediyor:

“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz erdemlilik değildir.

Asıl erdemli kişi Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden;

sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan;

namazı kılıp zekâtı verendir. Böyleleri anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takvâ sahipleri bunlardır.” (Bakara Suresi 177)

Kur’an kolay ölmek için okunuyor

Muhammed İkbal, Müslümanların Kur’ana bakış açılarını ve okuyuşlarını şöyle değerlendiriyor:

“Ey Müslüman senin hayat nizamın olan ve sana hayat vermek için indirilen Kur’an ile daha tanışmamışsın bile. O’ndan ve O’nun yasalarından henüz haberin bile yok. Belki de O’nunla ölüm döşeğinde tanışacaksın. Ne hazin ki, sana kuvvet ve hayat bahşetmek için indirilen Kur’an, şimdi kolay ölesin diye okunuyor.”

Milli şairimiz Mehmet Akif de günümüzde Kur’an’a bakışımızı çok güzel bir şekilde dile getirmiş:

“İbret olmaz bize her gün okuruz ezber de

Yoksa hiç mana aranmaz mı bu ayetler de 

 

Lafzı muhkem yalnız anlaşılan kuranın 

Çünkü kaydında değil hiç birimiz mananın

 

Ya açar nazmı celilin bakarız yaprağına 

Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına 

 

İnmemiştir hele Kuran şunu hakkıyla bilin 

Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için.”