İftira, imanla bağdaşmayan kötü bir haslettir  

 

Toplum hayatını dinamitleyen, dostlukları bitiren, aile facialarına yol açan, cinayetlere sebep teşkil eden iftira atmak ahlaksızca bir davranıştır. İmanla bağdaşmayan kötü bir haslettir.

Nefsani duygularını tatmin etmek, ekonomik ve siyasi menfaatler temin etmek için atılan iftiraların yol açtığı tahribatların faturasını toplumlar acı bir şekilde ödemektedir. Gayri ahlaki, gayri insani ve gayri İslami olan bu davranışlardan mü’minler özellikle kaçınmalıdır.

Bu ahlâksızca davranışı engellemek, iftira karşısında müminlerin nasıl bir tavır sergilemeleri gerektiği konusunda müminleri eğitmek için yüce kitabımız Kur’an, tarihte “ifk” olayı olarak meşhur olan iftira olayı ile ilgili ayetlerde bizlere yol göstermektedir.        Okumaya devam…

Rabbimiz buyuruyor: Fazilet sahibi kimseler bozgunculuk yapanlara engel olmalı

 

“Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular.

Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helak etmez.” (Hud Suresi 116-117)

Kavimlerin toplu olarak helak olma hadisesi Peygamber Efendimiz ile son bulmuştur.  Ama bir takım sosyolojik gerçekler vardır. Toplumların var olması, yücelmesi ve tarih olması bir takım yasalara bağlıdır. Sosyologların bu ve benzeri ayetleri günümüz şartlarında sosyoloji metotları içerisinde yeniden yorumlamaları gerektiği kanaatindeyim. Bu ayetlerde kötülüklerin yok olması için toplumda fazilet sahibi kimselerin çoğalması ve bunların kötülükleri önlemeye çalışmasının gereğine işaret edilmektedir. Kötülüğün yaygınlaştığı toplumlarda ahlâkî endişelere yer vermeyen çoğunluk, refahın getirdiği şımarıklıkla zevklerinin peşine düşerek günaha gömülmüşlerdi. Bunun neticesinde de kötülerle birlikte iyilerde toplu olarak helak olmaktan kurtulamamışlardı.    

Unutmayalım ki, bir toplumda iyiliği tavsiye edip kötülüğü önleyecek, hak ve adaleti tesis edecek kimseler bulunduğu sürece o toplum yok olmaz. Bunlar bulunmadığı takdirde ise o toplumun yok olması mukadderdir.      Okumaya devam…

Kıbrıs, Türkiye’nin güney sigortasıdır Kıbrıs Politikasına Johnson Mektubu engeli

 

Türkiye’nin güney sigortası olan Kıbrıs, jeopolitik ve jeostratajik konumundan dolayı küresel güçlerin dikkatlerini hep üzerine çekmiştir.

Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ile birlikte 1959 yılında Zürich anlaşması ile Kıbrıs üzerinde garantör olmuşlardır. Bu garantörlük anlaşması doğrultusunda Türkiye Kıbrıslı soydaşlarının haklarını koruyacak, Kıbrıs’a yabancı müdahalesine engel olacak, güneyde kendine tehdit oluşturabilecek bir yapılanmaya karşı müdahale hakkı bulunacaktı.

1959 Kıbrıs Anlaşmalarına göre, adada %20’lik Türk azınlığının bazı siyasal hakları Rum çoğunluğu tarafından koruncak ve güvenceye alınacaktı. Kıbrıs yasama meclisinde Rum ve Türk toplumları ayrı ayrı temsil edilecek, bir Rum cumhurbaşkanı ile bir Türk yardımcısı seçimle belirlenecek, önemli konularda her iki tarafın da veto hakkı olacaktı. Adanın güney kesiminde, ada topraklarının dışında sayılan iki İngiliz üssü olduğu gibi kalacaktı. Bu plan hiçbir zaman iyi işlemedi.

Batının şımarık çocuğu Rumlar Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak ve orada yeni bir siyasi yapı oluşturmak için batıdan da aldıkları destekle Türkler üzerinde asimilasyon çalışmaları yapmışlar, kendilerine direnenlere karşı barbarca ve vahşice katliamlara girişmişlerdir. Dünya kamuoyu katliamlar karşısında sessiz kalırken var oluş yok oluş mücadelesi veren soydaşlarımız bir umutla anavatandan gelecek yardım ve müdahaleleri bekler olmuşlardır.          Okumaya devam…

Darbeler ülkenin geleceğine yapılan bir saldırıdır

15 Temmuz gecesi ülke olarak demokrasiye müdahale girişimine şahit olduk. Demokrasiyi kesintiye uğratmak için yapılan darbe girişimi kim tarafından hangi gaye ile yapılırsa yapılsın kabul edilemez. Darbeler milletin birlik ve beraberliğine, ülkenin geleceğine yapılan bir saldırıdır. Darbe girişimine karşı halkımızın hiçbir parti farkı gözetmeksizin birlik olması takdire şayandır.

Halkımız demokrasisine sahip çıkmıştır. Darbe teşebbüsü başarıya ulaşamadan son bulmuştur.

Bir yangın olduğu zaman önce yangın söndürülür. Sonra soğutma çalışmaları yapılır. Bu esnada da yangının çıkış sebebi ve kasıt unsuru var mı yok mu araştırması yapılır.  Soğutma çalışması sonrasında da yaralar sarılmaya, hasar giderilmeye çalışılır. Gerçekten ülke olarak büyük bir badire atlattık. Şimdi öfkeye kapılmadan, sükûnet içerisinde olayları değerlendirmek, sorumluları adalete teslim ederek ülkemiz üzerinde oynanan oyunların gerçek faillerinin gün yüzüne çıkmasını sağlamak gerekir. Konsere giden seyirciler koro da bulunan sanatçıların yüzlerini görürler, onları tanırlar. Ama, koronun şefinin sırtı seyircilere dönük olduğu için yüzünü gören ve tanıyan olmaz. Koronun şefi konser sonunda seyircileri selamlamak isterse ancak o zaman görünür ve tanınır. Darbede rol alanları hep birlikte gördük. Şimdi sıra onları yönlendiren şef ve yardımcılarının gerçek yüzlerini ve kimliklerini tanımaya geldi.

Ramazanda Teneffüs ettiğimiz Manevi Hava Tatile Girmesin

 

Peygamber Efendimizin müjdesi ile başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da berat olan Ramazan ayını bir kez daha idrak etmenin mutluluğunu yaşadık.

Ramazan ayının manevi havası hareketlerimize, yaşantımıza, ibadetlerimize ayrı bir değer katmıştır.

Ramazan ayı; birlik beraberliğimizin, kardeşlik duygularımızın zirve yapmasını sağlamıştır. Geçtiğimiz bir yılın muhasebesi yapılarak inancımız ve yaşantımız arasında uyumsuzluk varsa bunun giderilmesi için gayret göstermemizi sağlamıştır.

Ramazan ayında kazandığımız güzel davranışların ve yoğun ibadet hayatının ramazanın sona ermesi ile tatile çıkmaması gerekir.        Okumaya devam…