Peygamber Efendimiz bütün inanlar için güzel bir örnektir

Son dönemlerde sık sık bazı kavramlar tartışmaya açılarak kavramların içleri boşatılmaya, kavramlar üzerinde Müslümanların zihin dünyasında istifhamlar oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Kur’an’da peygamber sözünün geçmediği bunun yerine ‘Resul’ ve ‘Nebi’ geçtiği beyan edilerek sanki Peygamber lafzını kullananların Allah’ın göndermiş olduğu resullerini tanımıyor gibi bir tartışmayı gündemde tutuyorlar.

Gerek ‘nebi’ gerek ‘resul’ Kur’an’da “Allah’ın buyruklarını ve öğütlerini muhataplara bildirmek üzere seçtiği elçi” anlamında kullanılmıştır. Günümüzde bunların yerine kullanılan Peygamber kelimesi Farsça olup sözlükte “haber getiren” demektir. Peygamber kelimesi erken dönemde Farsçadan Türkçeye geçerek yerleşmiş, farklı bir anlam yüklenilmeden Resul ve nebi yerine kullanılmaya devam edilmiştir.

Rabbimiz buyuruyor:

“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resülü ve nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Ahzab 40)

Günümüzdeki tartışma Nebi ve Resul kime denir? Hem nebi hem de resul aynı kişi olur mu? gibi daha çok kelam ilmini ilgilendiren bir konuda yapılmaktadır. Son Peygamber Hz. Muhammed olduğunu kabul ettiğimize göre Resul ve nebi olarak da Kur’an’da belirtildiğine göre peygamber sözcüğü bu kavramlar yerine geçer mi geçmez mi tartışması ile zihinleri bulandırmamak gerekir. Resul ve Nebi gibi kavramlar üzerinde yapılacak tartışmalar bir müddet sonra peygamber kavramı üzerinde de yeni tartışma ortamlarının oluşmasına vesile olacaktır.

Uluorta yapılan tartışmalar inkar problemlerini de ortaya çıkarmaktadır. Arabçanın hiçbir yapısına vakıf olmayanlar dahi hemen duydukları ve kendi zihin yapılarına da uygun açıklamaları dillerine dolayarak Kur’an’da peygamber geçmiyor, diyerek Peygamber diyenleri sanki Allaha şirk koşmuş gibi suçlamaya gidiyorlar. Tartışmalar konunun uzmanlarının bir araya gelecekleri şuralarda tartışılmalı ve bir sonuca bağlanmalıdır.

Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur

 

Peygamber Efendimiz Allah’tan aldığı vahyi insanlara tebliğ etmiş, vahyin öğretilerini, emirlerini bizzat hayatında uygulayarak tüm insanlığa örnek olmuştur. Rasulullah bir beşerdir. Ama sıradan bir beşer değil vahiy alan bir beşerdir.  Kur’an-ı Kerim’de Allah ile birlikte Peygambere de itaat edilmesi emredilmiştir.

“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.“ (Al-i Imran 31-32)

 

“Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.” (Nisa 80)

 

“Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin” de. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Peygambere düşen ancak apaçık bir tebliğdir.” (Nur 54)

 

“Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.” (Ahzab 36)

 

“Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzab 45-46)

 

“Kim Allah’a ve Resûlüne itaat eder, Allah’tan korkar ve O’na karşı gelmekten sakınırsa, işte onlar başarıyı elde edenlerin ta kendileridir.” (Nur 52)

 

Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr 7)

 

“Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab 21)

 

Peygamber Efendimiz kişiliğiyle, ahlakıyla, yaşantısıyla bütün inanlar için güzel bir örnek, günümüz moda tabiri ile rol model birisidir. Kavramlar üzerine tartışma yerine Peygamberimizin örnek yaşantısını kendimize nasıl rehber yaparız, sorusu ile meşgul olalım.

 

 

Yorum Yap

*

2 comments

  1. Şaban kıvrak

    1- Size göre nebi MUHAMMEDİN günü birlik hayatta kendisinin, kendine ait kullandığı sözl yada ifadeler varmıdır? Eğer var ise vahiy (Allah kelamı) i nasıl ayırd edersedersiniz?
    2-Allahu kur’anda nebi ve resul kavramlarını neden ayrı ifadelerle kullanmıştır? Bu ifadeleri ayrı ayrı kullanmakla Allah (Sizce peygamber aynı anlama geliyorsa) lüzumsuz yere mi bu ifadeleri kullanmıştır?
    3-Nur süresi 54. Ayette resule iteatten söz ettiği halde (peygambere) iteat şeklindeki meale göre 1. Maddedebelirtildiği üzere kendisine söz ve ifadelerine iteat ile resule vahyedikene iteat , yada müslümanın iteat sorumluluğu aynı düzeyde midır?
    4- Haşr 7. Ayette kur’anın anlam ve bütünlüğü düşünüldüğünde Nebi yada sizin ifadeniz ile peygamber “her ne dediyse” mi anlamamız daha doğru, yoksa Allahın resulü “Allahtan size ne bildirdi ise O’nu alın” şeklinde anlamamız ha doğrudur?
    5- maide 3, zümer 3, hakka 43, 44, 45, ve 46 ayetler ele alındığında Nebi muhammet dinin ortağı değil vahyin herbirerinin arzettiği önem kadar, önemli bir görev ve önem arzeden kendisine vahyedileni insanlara ulaştırmakla görevlendirilen seçilmiş bir insan ve son nebimidir?
    Selam ve dua ile…

  2. huseyintoptas

    Şaban Kıvrak hocam
    İlginiz için teşekkür ederim. Allah razı olsun. Konu ile ilgili değerlendirmemi sunuyorum.
    Selam ve muhabbetlerimle…
    Hüseyin TOPTAŞ

    Hz. Peygamber’in inanç, düşünce, davranış ve hedeflerine yön veren, bunları belirleyen Kur’an’dan başka bir şey değildir. Bu bakımdan Hz. Peygamber’in Sünneti’ni, hayata aktarılmış bir Kur’an şeklinde nitelendirmek hiç de yanlış olmayacaktır. Hz. Aişe de, Hz. Peygamber’in ahlakı hakkında sorulan sorulara olarak” Siz Kur’an’ı okumuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’an idi” cevabını vermiştir.
    Peygamber Efendimiz Allah’ın son elçisi olarak gönderilmiştir. Allah’tan aldığı vahyi insanlara tebliğ etmiş, vahyin öğretilerini, emirlerini bizzat hayatında uygulayarak tüm insanlığa örnek olmuştur. Rasulullah bir beşerdir. Ama sıradan bir beşer değil vahiy alan bir beşerdir. Kur’an-ı Kerim’de Allah ile birlikte Peygambere de itaat edilmesi emredilmiştir.
    Ayeti Kerimelerde Peygamber Efendimize itaat açık bir şekilde emredildiği halde, son zamanlarda Peygamber Efendimizin bir beşer olduğu ısrarla vurgulanarak, O’nun yaşantısı bir kenara bırakılarak, dışlanarak Kur’an bize yeter mantığı ile Müslümanlara telkinler yapılmaktadır. Bu telkinler Peygamber Efendimizi Allah ile insanlar arasında bir postacı konumuna getirmektedir. Bu zararlı ve zehirli telkinlerle inananların zihinlerinde meydana getirilecek tahribatlara karşı Müslümanlar uyanık olmalıdırlar.

    Sahabi Imran b. Husayn sadece Kur’an’la yetinmek isteyen birine şu cevabı vermiştir:
    “Sen ahmak adamın birisin. Kur’an’da öğle namazının dört rekat olduğunu ve kıraatın alçak sesle yapılacağını bulabilir misin? – daha sonra namaz, zekat ve benzeri huşuları zikretmiş ve o şahsa- “Sen bunların tafsilatını Kur’an’da bulabilir misin? Bulamazsın, çünkü Allah’ın Kitabı (bu konularda) mücmeldir, bunların tafsilatını ise Sünnet vermiştir” demiştir. ( M. Hayri Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Sünnet S. 129)

    Kur’an ilkelerinin hayatımızın her alanında yaşanması, beşeri ve sosyal ilişkilerimize vahyin yön vermesi ancak Peygamber Efendimizin iyi anlaşılması ve örnek alınması ile mümkündür. Peygamberi dışlayan bir anlayış sahipleri bu çalışmalarında başarılı olurlarsa belli bir süre sonra Kur’an’ı da dışlayacaklardır.
    Allah’ın Resulünde sizin için güzel bir örnek vardır
    Allah’ın Kitabı’nın mübelliği ve en iyi tercümanı olan Hz. Peygamber, Müslümanlar için her şeyi ile örnek alınacak mükemmel bir şahsiyettir. Allahu Teala “Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab 21) buyurarak inananlara model alacakları şahsiyeti göstermiştir. Bu ayet ile ilgili Muhammed Taqi Usmani şu değerlendirmeyi yapmıştır:

    “Peygamberler, öğrettikleri ve davet ettikleri şeyler konusunda uygulamalı! bir örnek olmaları için gönderilmişlerdir. Onların mesajları sadece sözlü öğretilerden ibaret değildir. Hayatta izlenecek doğru yolun öğrenilme¬si, bilinmesi ve takip edilmesi konusunda gösterilecek bir çabada, onla¬rın uygulamaları da, (sözlü öğretileri kadar) önemlidir. Kuran (el-Ahzab, 21) âyetinde bu noktayı son derece açık bir şekilde ifade etmekte¬dir. Bilinen bir gerçektir ki, bir toplumu değiştirmek için sadece teorik eğitimle yetinilemez. Toplumu değiştirmenin tabiî şekli, onların izleye¬cekleri yolu uygulamalı örneklerle göstermektir… Açıkça görülmektedir ki insan önemli bir konuyu öğrenebilmek için daima uygulamada bir ör¬neğe muhtaçtır. Bu husus dinî öğretim ve eğitim için de aynı şekilde ge¬çerlidir. Bu sebepledir ki, Allah sadece kutsal kitaplar göndermekle ye¬tinmemiştir. Bilakis yeni bir kutsal kitap getirmeyen birçok peygamber de vardır, ama bir peygamber olmaksızın gönderilen herhangi bir kutsal kitap yoktur. Mekke müşrikleri de Kur’an’ın kendilerine Peygamber’in aracılığı olmaksızın doğrudan gönderilmesini defalarca istedikleri halde, bu istekleri reddedilmiş ve Kur’an Hz. Peygamber aracılığıyla gönderil¬miştir. Bunun sebebi gayet açıktır. İnsanların sadece kutsal bir kitaba değil, aynı zamanda bu kitabın içeriğini kendilerine öğretecek bir öğret¬mene de ihtiyaçları vardır. Ayrıca kendilerini eğitecek ve onsuz günlük uygulamalarında Kur’an’dan istifade etmeleri mümkün olmayan pratik örnekleri ortaya koyacak bir eğitimciye de ihtiyaçları vardır Bundan dolayıdır ki, Hz. Peygamber bütün İnsanların, kendisinin ortaya koyduğu örnekler aracılığıyla Allah’ın emirlerinin detaylarını öğrenmek ve ona itaat edip tabi olmak zorunda olduklarına dair açık bir emir ile gönderilmiştir.” ( M. Hayri Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Sünnet S. 183)
    İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin ifadesiyle, “Allah’ın Resulü, Allah’ın Kitbı’na muhalefet etmez; Allah’ın Kitabı’na muhalefet eden de Allah’ın Resulü olamaz” (Hadislerle İslam, 1/ 97)
    “Şah Veliyullah Dihlevî, Hz. Peygamber’den gelen bilgileri iki kısma ayırır:
    Hz. Peygamberin risâletiyle ilgili olan, onun insanlığa tebliğ etmek¬le yükümlü olduğu hususlar. Kur’an bunun başında gelir. Hukuk, ibadet ve ahlâkın ana ilkeleri de bu kısma girer. Dihlevî’ye göre, Hz. Peygamberin Kur’an dışında âhiret âlemine ilişkin verdiği bilgiler (acâibu’l-melekût) de yine bu türdendir.
    Hz. Peygamber’in risâlet sahasına girmeyen, tebliğ etmekle mü¬kellef olmadığı, ancak bir insan olarak söyledikleri ve yaptıkları. Peygam¬ber (sav) de bir fert olarak toplum içinde yaşamıştır. Dolayısıyla onun da gündelik hayatı ve sade insanların yaşantısı gibi bir yaşantısı vardı. Bü¬tün bu konularda hiçbir söz söylemediğini ileri sürmek mümkün değil¬dir. Bu noktada yapılması gereken iş, onun peygamberlik görevi ile insan oluşu arasındaki dengeyi görmek ve muhafaza etmektir. Kur’an, onun bir beşer olduğunu vurgulamış, kendisi de sık sık bu özelliğini ön plana Çıkarmıştır. Beşerden bir peygamber olamayacağı iddiası, müminlerden değil müşriklerden gelmiştir.

    Resulullah’ın bazı tasarrufları, onun yalnızca bir insan olarak aklına, kişisel görüşüne ya da zan ve tahminine dayanmaktaydı. Meselâ, Medine’ye geldiğinde, hurma ağaçları üzerinde bulunan bazı adamları görmüş ve onların ne yaptıklarını sormuştu. Ona, erkek hurma filizini dişisine koymak suretiyle hurmaları aşıladıklarını söylediklerinde Hz. Peygamber, “Onun bir fayda vereceğini zannetmiyorum, bunu yapmasalar bel¬ki daha iyi olur” buyurdu. Bunun üzerine onlar da bunu yapmaktan vaz¬geçtiler; ancak bu sefer hurmaların meyveleri az, verimleri düşük oldu. Kendisine durum anlatıldığında o, şöyle buyurdu: “Ben sadece bir tahminde bulundum; şayet (aşıılama) bir fayda veriyorsa yapın. Bilin ki ben de sizin gibi bir insanım. Benimki sadece bir zan idi. Zan (da bulunan) hata da eder, isabet de. Ancak ben size, Allah diyor ki, diye başlayan bir ifade nakledersem bilin ki ben, asla Allah’a yalan isnad etmem.” (Müslim)
    Ancak özenle vurgulamak gerekir ki Hz. Peygamber’in tebliğ etmek¬le mükellef olduğu alanı, dinî ve dünyevî veya dünyevî ve uhrevî diye biribirinden kopuk iki kısma ayırmak ve Peygamber’in söylediklerini ve yaptıklarını sadece dinî veya uhrevî kısma yerleştirmek, getirdiği dine ve o dinin ilke ve esaslarına aykırıdır.” ((Hadislerle İslam, 1/ 113-114)

Next ArticleKıssadan Hisse: Leyleğin Yılanı avlaması