hac

Gayri ahlâki yaşantı Müslümanın hayatı olabilir mi?

 

İslâm gibi ahlâkî erdemleri şiar edinmiş bir dinin mensupları arasında görülen ve İslam’ın ahlâk anlayışı ile yakından uzaktan ilgisi olmayan hayat ve düşünce tarzları üzerinde özelde Müslümanların genelde de yönetim kademsinde bulunanların nerede hatalar yapıyoruz da Müslümanlar gayri ahlaki davranışlar sergileyebiliyorlar diye düşünmeleri gerekiyor.  Gayri ahlaki tavırları sergileyenleri onlar ‘iyi ve ahlâklı Müslüman değil” diyerek bir savunma içerisine girmekle ancak kendimizi kandırmış oluruz.

“Günümüzde Türkiye’de dindarlığın artıp artmadığı tartışmaları bir tarafa, gün geçmiyor ki gazete ve televizyon programlarında dinle ilgili ateşli bir tartışma olmasın. Siyasetçilerden sosyal bilimcilere kadar farklı kesimlerin söylem ve atıfları arasında din önemli bir yer işgal etmektedir. Ülkemiz nüfusunun neredeyse tamamının Müslüman olduğu göz önüne alınınca cami ve Kur’an kursu sayılarının şu veya bu rakamda olması, dinî eğitimin yaygınlaşması, dinî alanda faaliyet gösteren vakıf ve dernek sayısının çokluğu, hatta belediyelerin de bu sahada hizmet sunma yarışına girmesi zaman zaman tartışılsa da anlaşılabilir bir durumdur. İslâm dininin bu yoğunlukta görünür olduğu bir toplumda, “İslâm’ın dünya hayatımıza dair temel hedeflerinden biri olan ahlâkın da böyle bir toplumda en az sorunlu alan olması, ahlâkî tekamülün de aynı şekilde gözle görünüyor olması” şeklinde bir beklenti de doğmaktadır. Halbuki bugün, medyaya da yansıyan bazı olaylar durumun hiç de bu beklentiye uymadığını gösteriyor. Meselâ, babadan veya önceki eşten maaş alabilmek için resmen boşanıp veya resmen evlenmeyip fiilen (kendince dinen) evlilik hayatı yaşayanlar var; haksız yere yeşil kart kullananların sayısı hayli fazla; zekat verdiği için vergi borcunun olmadığını düşünenler az değil. Devlet memurlarına sağlık ve ilaç gideri için devletin verdiği desteğin üçüncü şahıslara kullandırılmasından kaçak elektrik kullanımına kadar birçok örnekle iç içe yaşamaktayız. Bunlar münferit ve yerel sorunlar olarak görülebilir. Peki, ticarette Müslümanın güvenilir olduğunu iddia edebiliyor muyuz? Kopya ile sınav kazanmayı/kazandırmayı veya torpille devlet memuru olmayı/ yapmayı, torpille hacca gitmeyi, hülasa daha ehil ve hak sahibi birinin hakkını gasb ederek onun yerine geçmeyi Allah rızası ile bağdaştırabilir miyiz? Bir cemaate, siyasi guruba mensubiyet veya yakınlık bu yapılanı meşru kılabilir, hatta cihada çevirebilir mi? Kamu veya vakıf malının ya da orman arazisinin tahsisinde, kamunun ortak kullanımına ayrılmış alanların imar planlarında yapılan tadilatlar sonucu inşaata açılmasında veya devlet imkanlarını tahsis/ hak etmede kullanılan ölçütlerin ahlâkîliğinden ne kadar eminiz ? Kaçak veya gözden kaçan yapılar nasıl bu kadar etrafımızı sarabildi? Kök itibariyle medeniyet kavramının türediği şehirlerimiz, düzensiz ve zevksiz yapılaşma, aşırı nüfus yoğunlaşması ve bunların sonucu olan trafik yoğunluğu âdeta insanların barbarca itişip boğuştuğu, birbirimize saygımızı ve ortak değerlerimizi aşındıran bir kargaşa ortamına dönüşmedi mi? Bütün bunları biz kendi ellerimizle ürettiğimize göre bunları yapanlar kadar buna onay/imkan verenler de sorumlu değil mi?

Konuya İslâm ülkeleri çapında göz attığımızda durum farklılaşmıyor, sadece boyutlar büyüyor.” (1)

Gayri ahlâki yaşantı Müslümanın hayatı olabilir mi? Elbette olamaz. O halde bir yerlerde yanlış yapıyoruz. Biran önce ahlâki bozulmanın önüne geçecek çareler bulmalıyız.

 

  1. Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU, Ahlâkın Fıkıh Kuralları

Yorum Yap

*

Next ArticleKıssadan Hisse: Sabretmeyi öğren, sabrettirmeyi öğret