hacs

Allah dostu İbrahim (AS), başlı başına bir ümmetti

İslami kavramları siyasete alet etmeyelim

Hz. İbrâhim (AS), Kur’ân-ı Kerîm’de kendisinden en çok söz edilen ülü’l-azm peygamberlerden biridir.

“Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İbrâhim’in şahsiyet özellikleri, mânevî ve ahlâkî nitelikleri hakkında geniş bilgi verilmektedir. Buna göre İbrâhim Nûh’un milletindendir (es-Sâffât 83), inananların babası (el-Hac 78), Allah’ın dostudur (en-Nisâ 125). Kendisine göklerin ve yerin melekûtu gösterilmiş (el-En‘âm 75), rabbinin emrettiği yere hicret etmiştir (el-Ankebût 26; es-Sâffât 99). Onun soyuna da peygamberlik ve kitap verilmiştir (en-Nisâ 54; el-Hadîd 26).

Beytullah’ın bulunduğu Mekke için dua eden Hz. İbrâhim Mekke’nin emin bir şehir olmasını dilemiş (el-Bakara 126; İbrâhîm 35), bölgeyi “haram” (kutsal) ilân ederek orada kan dökülmesini ve dışarıda câiz olan diğer bazı işlerin yapılmasını yasaklamıştır. Kendi zürriyetinden Allah’a itaat eden bir ümmet çıkarmasını, onlara peygamber göndermesini niyaz etmiştir (el-Bakara 126-129; İbrâhîm 35, 40). İbrâhim ve oğlu İsmâil’in dualarında yer alan bu peygamber onların soyundan gelen Hz. Muhammed’dir. Nitekim İsmâil’in neslinden daha başka peygamber de gelmemiştir. “Ben babam İbrâhim’in duası, kardeşim Îsâ’nın müjdesi ve annemin rüyasıyım” (Müsned, IV, 127, 128) hadisi de buna işaret etmektedir. Hz. İbrâhim’in bu duasına şükran nişânesi olmak üzere müslümanlara namazlarda “salli ve bârik” dualarını okumaları öğütlenmiştir (Buhârî, “Tefsîr”, 33/10; “Daʿavât”, 31, 32).

Kur’an’da, geçmiş peygamberler içinde özellikle İbrâhim’in öğretisine kalıcı bir değer yüklendiği görülür. Nitekim İslâm Peygamberi’ne, “Doğru yola yönelerek İbrâhim’in dinine uy” diye emredilmiş (Âl-i İmrân 95; en-Nahl 123), Allah’ın onu doğru yola, gerçek dine, hakka yönelen ve puta tapanlardan olmayan İbrâhim’in dinine ilettiği belirtilmiştir (el-En‘âm 161). Resûl-i Ekrem de, “Ben müsamahalı ve kolay olan Hanîflik’le gönderildim” (Müsned, V, 266) şeklindeki açıklamasıyla aynı gerçeği dile getirmiştir. Ayrıca İslâm ümmetine de İbrâhim’in Hanîf dinine uyması emredilmiş (Âl-i İmrân 95), din bakımından en güzel yolun İbrâhim’in dinini benimsemek suretiyle izlenen yol olduğu ifade edilmiştir (en-Nisâ 125). Kâbe’nin haremindeki İbrâhim’in makamının namaz yeri kılınması (el-Bakara 125), İbrâhim’in dinine uyulması emredilmiş (Âl-i İmrân 95), onun dininden ancak kendini bilmezlerin yüz çevireceği (el-Bakara 130), gerçek iman sahiplerine müslüman ismini çok önceden İbrâhim’in verdiği (el-Hac 78) bildirilmiştir. İbrâhim dünyada seçkin kılınmış olanlardan, kendisine güzellik verilenlerden, âhirette de sâlihlerdendir (el-Bakara 130; en-Nahl 122); Hakk’a yönelen, Allah’a itaat eden bir önderdir (en-Nahl 120-122).” (1)

Rabbimiz, Nahl Suresinde İbrahim (AS)’ı bize şöyle bildiriyor:

“Şüphesiz İbrahim Allah’a itaat eden, Hakk’a yönelen bir önderdi. Ve hiçbir zaman müşriklerden olmadı.

Allah’ın nimetlerine şükredendi. Allah onu seçmiş ve doğru yola iletmişti. Ve biz ona (İbrahim’e) iyilik verdik. Şüphesiz ki o, ahirette de salihlerdendir.” (Nahl 120-123)

Elmalılı M. Hamdi Yazır tefsirinde bu ayetleri şöyle açıklıyor:

“Şüphesiz ki İbrahim, başlı başına bir ümmetti. İnsanlar hep kâfir iken o, bir hanif, yani batıl dinlerin hepsinden yüz çevirerek hakka yönelmiş temiz bir muvahhid (Allah’ın birliğine inanan) olarak Allah için ayağa kalkmıştı. Hem o, müşriklerden değil idi. Yani müşrik oldukları halde kendilerini İbrahim’in milletinden sayan Kureyş ve diğerleri gibi müşriklerin dinlerine asla katılmamıştı.

Allah’ın nimetlerine karşı şükredici idi. O nimetlerin şükür vazifesini yerine getirmişti. O nimetler ne idi? denilirse Allah onu seçmişti “Ve hatırlayın: Hani Rabbi, İbrahim’i birtakım kelimelerle imtihan etmiş, o da onları tamamlayınca ‘Ben seni insanlara imam kılacağım.” (Bakara 124) buyurulduğu üzere insanların önüne düşmek için peygamberliğe seçmiş ve O’nu bir doğru yola hidayet etmişti. Şu veya bu vasıtayı dolaştırmaksızın doğrudan doğruya Allah’a götüren hak dinde başarılı kılmıştı ki, İslâm milletidir. “İctiba” ipucuyla anlaşılır ki, bu hidayetin sonucu yalnız onun kendi hidayete ermesi değil, halkı da irşad olmuştur. İşte dünya küfür ve nankörlük içinde iken o, bu nimetlerin şükrünü yerine getirmek üzere bu doğru yolda giderek, “Rabbim! Beni, namazını dosdoğru kılan bir kimse yap; zürriyetimi de” (İbrahim 40) duası ile Allah için ayağa kalktı.

Biz de ona dünyada bir iyilik verdik, çok güzel bir durum ve ermişlik ihsan eyledik. Bütün insanlar arasında iyilikle anılarak övgüye mazhar kıldık. Her din mensupları onu sever, özellikle müslümanlar “İbrahim üzerine rahmetini indirdiğin gibi” diye her namazda anarlar ve şüphesiz ki O, ahirette elbette salihlerdendir. “Ve beni iyiler arasına kat. Benden sonrakiler içinde, beni iyi dille anılanlardan eyle. Beni nimet cennetinin varislerinden kıl.” (Şuârâ 83-85) diye yaptığı duasındaki gibi cennette yüksek derece sahiplerindendir. Şimdi bütün bunların üstünde İbrahim’e bağışlanan en yüksek şeref ve iyilik şudur ki:

“Sonra da (ey Muhammed!) sana: “Hakk’a yönelen ve müşriklerden olmayan İbrahim’in dinine tabi ol” diye vahyettik.” (Nahl 123) (2)

Elmalılı ümmet tanımını da farklı bir açıdan şöyle değerlendirmiştir;

“Ümmet, imam kökünden alınmış bir çoğul isimdir ki çeşitli insan gruplarına önder olan ve kendisine uyulan bir cemaat demektir. Yani bir imamın çevresinde sağlam bir birlik oluşturup düzenli bir şekilde faaliyet gösteren ve bu şekilde çeşitli insan grupları üzerine hâkim olan bir topluluktur… Bu şekilde hayra davet ve iyiliği emir, kötülüğü de men edecek bir topluluk ve imamet (önderlik) teşkili, Müslümanların imandan sonra ilk dinî farizalardır…” (3)

“Hakikaten bu (bütün peygamberler ve onlara iman edenler) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise bana kulluk edin.” (Enbiya 92)

Kur’an-ı Kerimde yapılan ümmet tanımı ile günümüzde yapılan ümmet tanımının hiçbir alâkası yoktur. Kavramların içini boşaltmadan, sulandırmadan gerçek değerini onlara yüklemeliyiz. İslami kavramları siyaset malzemesi haline getirerek sahiplenmek adeta kendi grubu dışında kalanları İslam dışı görme noktasına kadar gider. Allah Resulünün vefatından sonra ortaya çıkan harici ekolünün yaptığı gibi kendi dışındakileri tekfir etme gibi çok yanlış bir anlayışın Müslümanlar arsında yayılmasına sebep olur. Bu anlayış Müslümanlara çok şey kaybettirir ama İslam’ın ortadan kaldırılması için çalışan düşmanlara çok şey kazandırır.

 

  • TDV İslâm Ansiklopedisi, Ömer Faruk Harman, İbrahim C.21, S.272-273
  • Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili c.5 s.267-269
  • Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili c.1 s.420

 

 

Yorum Yap

*

Next ArticleKur’an’a bakışımız ve okuyuşumuz nasıl?