İslam’ın zarurat-ı hamse prensipleri: Malın Muhafazası, Mekan güvencesi

İslam dininde herhangi bir konu hakkında fetva verirken gözetilmesi gereken beş ana prensiplerden bir tanesi de malın muhafazasıdır.

İslam mülkiyet kazancının meşru yollardan elde edilmesini istemiştir. Kişinin sahip olduğu malın muhafazası için de maddi ve manevi tedbirler getirilmiştir.

“Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.” ( Maide 38)

“Ey iman edenler! Karşılıklı rızâya dayanan ticaret dışında, mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.” (Nisa 29)

“Kim bir karış toprağı gasp ederse, Allah kıyamet gününde onu yedi kat yerden kafasına geçirir” (Buhari)

İslam, insanın onurunu ve şerefini korumak hususunda da çok titiz davranmıştır. İslam; insana mekan güvencesi vermiştir. Oturduğu, bulunduğu yere, eve, odaya kendisinden izin alınmadan girilmesinin doğru olmadığını hükme bağlamış ve ona mesken güvencesini sağlamıştır.

“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip (izin alıp) ev sahiplerine selam vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor.

Eğer evde kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, “Geri dönün” denirse hemen dönün. Çünkü bu sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.” (Nûr 27-28)

Bu ayet-i kerimeler, kimlerin ne zaman, kimin yanına izinli veya izinsiz girebileceğini açıklamaktadır.

“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” (Hucurat 12)

Bu ayet-i kerimede iki mesaj vardır. Birincisi, inananların birbirinin aleyhine zanda bulunmamaları, konuşmamaları ve casusluk yapmamalarıdır. İkinci mesaj, inananların bu gibi durumlara düşüp de kendi aleyhlerine kötü zanda bulunulmasına ve konuşulmasına imkan vermemeleridir.

Bir kimseyi bir suçla, günahla suçlama, o suçu ve günahı işlemekten daha büyük bir suç ve günah işlemektir. Çünkü günahsız bir kimseyi günahkar olarak yaymak, onun insanlık onur ve şerefine leke sürmek, insanlar arasında onu aşağılamaktır. İkinci olarak da o suçun giderek hafife alınmasına, kanıksanmasına ve böylece yaygın hale gelmesine sebep olabilir. İslam’da onun için, iftira eden kimsenin, en azından iftira ettiği suçu işlemiş sayılması uygun görülmüştür.

 

Yorum Yap

*

2 comments

  1. Servet Gül

    Mükemmel!Tebrik eder,devam…

    • huseyintoptas

      Teşekkür ederim. selam ve muhabbetlerimle

Next Articleİslam’ın zarurat-ı hamse prensipleri: Aklın muhafazası