Batı ilerlerken İslam dünyası neden geri kaldı?

Bir dönem büyük medeniyetler kurmuş, birçok alanda ilmin öncüsü olan Müslümanlara ne oldu da batının gerisinde kalarak dünya üzerindeki özgül ağırlıklarını kaybettiler?

Çoğunluğu Müslüman olan ülkeler neden geri kaldılar? Geri kalmalarına dinleri mi yoksa dinin özünden uzaklaşmaları sebep olmuştur?

Müslümanlar model arayışında neden kendi tarihlerine değil de kendisi için batıdan model arayışına girmiştir?

Allah Resul’ünün İslam’ı tebliğ ile başlayan mücadelesi neticesinde Mekke’de bir kişi ile başlayan mücadele çeyrek asır içerisinde yüzbinlere ulaşmıştır. İslam’ın ilme verdiği önem, değer, okuma, araştırma, tefekkür… Müslümanların kısa zamanda beşeri, sosyal ve fen ilimlerinde büyük merhaleler kat etmesine sebep olmuştur. Cami yanlarında açılan medreseler, kütüphaneler sayesinde ilmin temelleri atılmıştır. İslam dünyasında parlayan ilmin ışığı tüm cihanı adeta aydınlatmıştır.

Hristiyan Batı dünyasında Kilise ilmi gerçeklerle çatışmıştır

İslam dünyası kurduğu İslam medeniyeti ile dünyanın dört bir yanına ışık saçarken batının sahip olduğu din anlayışı, ilim ve düşünce hürriyetinin önünde büyük engeldi. İlim adamları düşüncelerinden dolayı türlü işkencelere maruz kalıyorlardı. Bir tarafta kilisenin doğruları diğer tarafta ilim adamlarının kilise ile ters düşen ilimi gerçekleri ortaçağ Hristiyan dünyasında iman – akıl çatışmasını ortaya çıkarmıştır.

Galileo’nun dünyanın güneş etrafında döndüğünü söylemesi kilisenin hoşuna gitmediğinden Galileo Engisizyon Mahkemesine sevk edilmiştir. Ortaya attığı düşüncelerden dolayı idam cezasına çarptırılan Galileo; eğer ölürse bilime bir katkı sağlayamayacağını düşündüğünden iddialarından vazgeçtiğini söylemiş, idam cezası ev hapsine çevrilmiştir.

Ortaçağ tarihine baktığınız zaman Galileo gibi birçok ilim adamı ile kilise arasında ciddi anlamda din-ilim çatışmalarının yaşandığını görürsünüz.

Hristiyan batı dünyası Kilisenin baskısından bunaldıkları için reform hareketleri ile bir çıkış yolu aramışlardır. Batı dünyası, kendi batıl inançlarını ilerlemenin önünde engel olarak gördüklerinden din ile ilmi birbirinden ayırmışlar, dini mabetlere hapsederek sosyal ve ilmi hayatta serbest kalmışlardır. Böylece kendilerince serbest ilim yapma ve düşünme zihniyeti oluşturmuşlardır. Doğu ile yaptıkları temaslar, İslami eserlerin batıya geçmesi ve Haçlı Seferleriyle Türklerle dolayısıyla Müslüman dünya ile temas, batılıların düşünce sistemlerini alt üst etmiştir. Bu münasebetler Batı’da Reform ve Rönesans dönemini başlatmıştır. Martin Luther’in başlattığı akımı (Almanya’da), İsviçre’de Zwingli ve Fransa’da Calvin devam ettirmiştir. İslam dünyasından aldıkları ilmi düşünce sistemini kendi çaplarında daha ileri noktalara götürmüşlerdir.   XVIII. yüzyıldan başlayarak da İslam dünyasını geride bırakmaya ve üstünlüğü ele geçirmeye başlamışlardır.

İslam’dan uzaklaşan Müslümanlar batının gerisinde kaldı

Müslümanlara gelince, özellikle son asırlarda İslam’ın özünden uzaklaşma, batı ile kültürel temaslar, taklitçilik, eğitimde yozlaşma, askeri seferler ve cephede alınan mağlubiyetler vb. nedenler Müslümanların gerilemesine sebep olmuştur. Gerileyişin ve mağlubiyetlerin sebeplerini araştırma yerine, biz niye geri kaldık batı niye ilerliyor soruları ile yeni arayışlara girmişlerdir.

Batının ilerlemesindeki başarıyı kiliseye konan tepkide görenler, Müslümanlar olarak aynı yolu takip edersek İslam’ı camiye, seccadelere hapsedip sosyal hayattan koparırsak ilerlemenin yolunu açarız kanaatine sahip olmuşlardır. Bunun neticesinde aydın halk çatışması, yönetim kademelerinin hem dinden hem de halktan kopması ve model olarak gördükleri batıya kayıtsız şartsız teslimiyet derecesinde yanaşmaları probleme önce yanlış teşhis konulmasına sonra da yanlış reçetelerle tedavi yoluna gidilmesine sebep olmuştur. Aydın geçinenler Batı’nın geçirdiği merhaleyi bilmeden, Hıristiyanlıkla İslam’ı mukayese etmeden, batıyı aynen taklit etmeyi benimsemişlerdir. Halbuki sıkıntının İslam’dan değil de, Müslüman geçinenlerden kaynaklandığının farkında olamamışlardır.

İslam dini, mabetlere sığacak kadar dar bir niteliğe, özelliğe, karaktere sahip olmamasına rağmen mabetlere hapsedilmiştir. Yenilik getirmek isteyenler, İslam’la uzlaşmakla değil, İslam’la vuruşmakla işe koyulmuşlardır. Din düşmanlığı ve tarih inkarcılığı ile hafızalarımız silinmeye çalışılmış, tarihi mirasımızla aramız koparılmıştır.

Gerileyiş ve mağlubiyetlerin sebeplerinin yanlış teşhisi neticesinde yapılan müdahaleler ve çözüm arayışları hatalı olmuştur. Milli şairimiz M. Âkif, İslam âlemindeki düşkünlüğü ve geri kalışı İslam dininin içerik ve ilkelerinden değil; bu dinin hükümlerinin anlaşılmasında ve tatbik edilmesinde yanlış yollara gidilmesinden ileri geldiğini şu beyitlerle ifade ediyor:

 

“Demek İslam’ın ancak nâmı kalmış Müslümanlarda,

Bu yüzdenmiş demek hüsrân-ı millî son zamanlarda,

Eğer çiğnenmemek isterseler seylâb-ı eyyâma,

Rücü etsinler artık Müslümanlar sadr-ı islama”

 

“Çalış! Dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,

Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!

Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya

Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!”

 

 

Yorum Yap

*

1 adet yorum bulunmaktadır.

  1. Ali akbaş

    Eline ve yüreğine sağlık Hüseyin hocam. Çok güzel bir açıklama yaparak bu günkü sözde müslümanlara bir hatırlatma ve uyanmalarını ön plana çıkaran bir yazı yazı olmuş. Teşekkürler, sevgiler saygılar.

Next ArticleProvakatörlere karşı uyanık olalım