Cahiliye dönemi yaşayış ve adetlerinden ne kadar uzağız?

 

Müslüman olduğumuz için her zaman Rabbimize hamd ederiz. Peygamber Efendimizin ümmeti olduğumuz için kendimizi şanslı görürüz. İman nimetine sahip olmanın mutluluğunu yaşarız.

İslam öncesi Arap toplumunun inanç, tutum ve davranışlarını, İslam döneminden ayırmak için o dönemi cahiliye olarak adlandırırız. Cahiliye toplumunda yer almadığımız için şükrederiz.  Günümüzde karılaştığımız gayri İslami ve gayri insani tutum ve davranışları cahiliye dönemi toplumu, cahiliye adetleri diye değerlendirir ve eleştiriye tabi tutarız. Eleştirdiğimiz, hoş görmediğimiz cahiliye adetlerinden günümüz Müslümanları olarak ne kadar uzaktayız?

Cahiliye dönemi ile ilgili bilgileri siyer kitaplarında geniş olarak görebiliriz. Mekkeli müşrikler Habeşistan’a hicret eden Müslümanların iadesi için girişimde bulundular.  Habeş kralı Necaşi Müslümanlarla görüşerek bir değerlendirme yapmak istedi.  Müslümanları temsilen Cafer b Ebu Talib Necaşi ile yaptığı görüşmede cahiliye dönemi ile ilgili bilgi vererek kendilerinin iman nimeti ile tanışmalarının kazandırdığı güzellikleri anlatarak şunları söyledi:

“Ey Hükümdar! Biz cahiliye karanlıkları içinde yüzen bir kavimdik. Putlara tapar, ölü hayvan eti yer, günah işlerdik. Akrabalarla ilişkiyi keser, komşulara kötü davranırdık. Aramızda güçlü olanlar zayıfları ezerdi. Allah bize aramızdan soyunu, doğruluğunu, güvenirliğini ve iffetini bildiğimiz bir elçi gönderinceye kadar bu şekilde yaşamaya devam ettik. Allah’ın elçisi, bizi Allah’ı birlemeye, O’na ibadet etmeye, bizim ve atalarımızın O’nun dışında ibadet ettiğimiz putları ve taşları terk etmeye davet etti. Bize doğru söylemeyi, emaneti yerine getirmeyi, akrabaları ziyaret etmeyi, komşulara iyi davranmayı; haramlardan sakınmayı ve insanları öldürmemeyi emretti. Bize kötü ve günah fiiller işlemeyi, kötü söz söylemeyi, yetimlerin malını yemeyi, iffetli kadına iftira etmeyi yasakladı. Allah’a ibadet etmeyi ve O’na herhangi bir şeyi ortak koşmamayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi ve oruç tutmayı emretti. Onu tasdik ettik, ona inandık ve Allah’tan getirdiği mesajlar doğrultusunda ona uyduk. Böylece sadece Allah’a ibadet ettik ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmadık. Bize haram kıldığını haram, helal kıldığını helal kabul ettik. Yüce Allah’a ibadetten ayrılıp eskisi gibi putlara tapmamız ve daha önce helal gördüğümüz kötülükleri helal görmemiz için kavmimiz bize düşmanlık yaptı. Bizi işkencelere maruz bıraktılar ve dinimizi terk etmemiz hususunda baskı yaptılar. Mekkeliler bize zulmedince ve baskılarını arttırıp dinimizi yaşamamıza izin vermeyince senin memleketine geldik. Birçok hükümdar arasından seni seçtik ve sana komşu olmayı tercih ettik. Senin yanında zulme uğramayacağımızı umarak geldik ey hükümdar.”

Necaşi bu konuşmadan sonra Müslümanlara sahip çıktı ve müşriklerin iade isteklerini kabul etmedi. Cafer (RA) kısa ve öz olarak iman etmeden önceki ve sonraki durumlarını bu şekilde ifade etti.

Davranışlarımızın bir oto kritiğini yapalım. Eleştirdiğimiz cahiliye dönemi insanlarının yaşayış ve anlayışlarının hayatımızda eserleri var mı yok mu?

Akrabalarla, komşularla ilişkilerimiz İslami prensiplere mi uyuyor yoksa cahiliye dönemi toplumlarının ilişkileri gibi mi devam ediyor?

Anne baba ve çocuklarımıza karşı tutumlarımızda ne kadar İslami ölçülere riayet ediyoruz?

Ticari, beşeri ve sosyal ilişkilerimizde hak ve hukuk ölçülerine gerçekten uyuyor muyuz yoksa cahiliye dönemi insanları gibi zayıfların ezilmesine göz yumup güçlüden yana mı yer alıyoruz?

Soruları çoğaltmak mümkün. İslam’ın güzelliklerini yaşamak, iki cihan saadeti elde etmek istiyorsak cahiliye dönemi kalıntılarını tümden hayatımızdan çıkarmamız gerekmektedir.

 

 

 

Yorum Yap

*

Next ArticleTek partili dönemden günümüze T.C. Hükümetleri